Kaza ve Kader
Yaşam hakikati , insanın kendi hakikatini çözmeden anlaşılmıyor.
Kainattaki hadiseleri da akıl kendince anlamak ister.
İnsan tekamül sürecinde evrimsel süreçte belli bir aşamadan sonra ruh sahibi oluyor. Soyut ruhun bulunduğu boyuta ruhlar alemi deniyor. Oradan elbise giyer gibi cesetleri giyiyorlar ana rahminden yola çıkıyorlar somut Dünyaya...
Soy olarak da devralınan bir miras var sanırım. Bağlı bulunduğumuz soy ağacının yükünü de taşıyoruz. Yada bize uygun olan ruh ve beden ağacına asılmışız (alak/asılı).
“Dedesi ekşi yiyen torunun dişinin kamaşması” gibi zahire yansıyor. Aslında dede değil torunun dişinin kamaşmasına sebep; torun o soy ağacının o dalına uygun olduğu için oraya asılmış. Biz bunu anlamak için “her işte hikmet var” deriz.
Dünya hayatından yani göreceli somut hayatından önceki soyut aşamalar göz ardı edilmemeli. Gelecek bunun üzerine inşa ediliyor çünkü.
Teklif var, teklifi kabul var; sonuç var.
Geçmişi unutma , belki unutturma var.
Teklife verilen sözü unutmak…
Yaşananlar ya neticedir ya da başlangıçtır.
Netice ise neyin neticesi?
Önceden yapılan teklifin neticesi, iyi veya kötü (göreceli) somut olarak yaşamda yansıyor.
Teklifi kabul eden soyut ruh; bir nevi somut ortamda sınanıyor.
Yani soyut ortamda herkes aynı veya masum değil imiş demek ki. Somutlaşınca da aynı görünümü vermeyecektir. Eşitsizlik sırrı… Hayat sahibi olmak nasıl bir şey hiç yaşamamış veya yaşamayacak olmak nasıl bir şey? Yani hayat sahibi olmak her durumda acılar içinde dahi olsa tercih edilir hiç olmamak gibi bir tercihe... Veya edilmiş... Teklifi kabul eden ruh hayata gelir ve hikmeti unutur. Önceki aşamalara göre hakkı olan yeri yaşar. Bu yere itirazı olsa dahi sonuç değişmez. Çünkü ya sonuçtur yaşanan ya da başlangıçtır. İki durumda da hak etmek vardır. Ruh açısından yaşlanmak veya ölmek yaralanmak gibi şeyler anlamsızdır. Bebeklik veya yaşlılık da yoktur ruhta. Bu nedenle ruhun hangi bedensel formatta karşılık ödediğinin önemi de yoktur. Maddi boyutta yaşlıyken veya bebekken de ödeyebilir tercihinin bedelini, yaptığının karşılığını.
Ön eleme (bize göreceli), nihai eleme ile aynı anda oluyor. Ön eleme yok yani tek eleme var.
Zaman ve mekan ile sınırlı olan insan; zaman ve mekandan münezzeh olmayı tam idrak edemiyor. Ön ve son olarak anca anlayabiliyor.
Ruhlar aleminde soyut ortamda yapılan değerlendirmenin somut alemde karşılığı bizi şoka sokuyor. Hikmetini idrak etmekte zorlanıyoruz. Duygularımızın aldatması ile hükümler vermeye başlıyoruz. Eksik algılarımızla vardığımız yargı aldatıcı ve zahiri oluyor. Duygusallığımız da devreye giriyor ve dehşete kapılıyoruz. Gözlemlerimiz adaletsiz bir ortamı algılıyor. Gerçekte adil olan her durumu göreceli olarak algıladığımızdan “Adaletin bu mu Dünya “ diyoruz.
Yaşananlar, yaşanması gerekenler ise cüzi iradenin fonksiyonu nedir?
İnsan cüzi iradesi ile sorumluluk altına girer.
Cüzi irade olmasa sorumluluk ortadan kalkardı.
Cüzi iradenin kullanılması da soyut olarak yapılmış zaten ; teklif aşaması ile somutlaşması Dünya hayatında oluyor. Yani soyut ve somut aslında aynı anda açığa çıkıyor, biz göreceli algımızla zaman ve mekanın sınırlaması yüzünden tam idrak edemiyoruz. Ve gözden kaçmaması gereken şu zamanın göreceli oluşu. İlk ve son kavramı bizi göreceli olarak etkiler. Zaman ve mekandan münezzeh olan ortamda sınır yoktur.
Cüzi iradenin gücü nedir?
Cüzi irade dahi bir yönüyle sınırsız , diğer yönüyle ise külli irade ile sınırlıdır. Yani cüzi irade külli iradeden bağımsız değildir.
O halde nasıl mesul olacak şekilde işliyor?
Tercih ederek… Özgür tercihi ile. Niyet ile.
“Ameller niyete göredir.”
Sadece tercih eder ve tercihini vücuda getirecek kudreti yoktur, külli irade devreye girer. O halde tercihi çok önemlidir.
Soyut alemde yapılan tercihin Dünya hayatı ile somutlaşmasına ne gerek var?
Soyut kalsa “data” olarak sabit kalırdı. Sınırlı olurdu. Somutlaşınca açığa çıkıyor ve gözlemlenebilir oluyor.
Bilinmek ister her varlık.
Bilinmek ise somut algılarla daha kapsamlı olur.
Soyut olan somutlaşınca gerçekler bütün çıplaklığıyla görünür, algılanır. Bu yüzden insan dehşete düşer ve itiraz eder somut görünene. Oysa zahir batına ayna olur. Zahire itiraz da aslında batına itiraz olacaktır. Bu kritik noktada kadere iman devreye girer.
Terakki ise sonsuza dek devam edecektir. Kabiliyet ölçüsünde…
Mükafat veya mücazat ise terakki içindir. Tercihleri yönlendirmek için.
Yine zaman ve mekandan söz etmeliyim; çünkü soyut ile somut aynı anda vücuda gelir. Zamandan münezzeh ortam açısından, sonuçlar malumdur. Biz ise sınırlı olduğumuzdan sonucu bilemeyiz. Yani Elestü (elest) bizim için devam ediyor. Teklife verdiğimiz cevap soyut ve somut olarak bizim açımızdan devam eder ölüm dediğimiz şey gelene kadar. Ölüm ise soyut ruhun, somut bedenden ayrılması ile gerçekleşir. Ruh “data” olarak mahfuzdur.
Elest: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna Ruhların “Evet Rabbimizsin” cevabını vermesi.
Yani başlangıç noktası…
Saygılar.
Ahmet Bektaş

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder